Asr-ı saadetten beri camiler sadece ibadet mekânı olarak düşünülmemiş, bilgi, hikmet ve irfan merkezleri olarak varlığını devam ettirmiştir. Medrese ile cami bir bütün olarak düşünülmüş, ilim ile ibadet birbirlerini tamamlayan iki unsur olarak kabul edilmiştir. İslam âlimlerinin önde gelenlerinden Hasan-ı Basrî, İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Malik, İmam Şâfî ve Ahmet bin Hanbel. İbn-i Hayyan, El-Hârizmî, El-Kindî, Zekeriyyâ er Râzî, El-Battanî, Farabî, İbn-i Heysem, El - Birunî vb… camileri birer ilim meclisi haline getirmişlerdir.

İslam tarihinin büyük medreseleri mescitlerin etrafında kurulmuş, cami ve üniversite iç içe gelişmiştir. Bu bağlamda Afrika’nın en büyük ve örnek camisi olan Fas’taki Karaviyyîn Camii ile beraber kurulan Karaviyyîn Üniversitesi insanlık tarihinin köklü eğitim merkezlerinden birisi olmuştur. Aynı şekilde Tunus’ta Zeytuniye Üniversitesi, Bağdat’ta Mansur Camii, İstanbul’da Süleymaniye ve Fatih Camii ve Külliyesi, cami ve ilim birlikteliğinin şaheser örneklerinden sadece birkaçıdır.

Müslümanlar her alanda insanlığa faydalı olacak çalışmalar yapmayı kulluk sorumluluğu kabul ederek kısa sürede din, matematik, tıp, felsefe, fizik, kimya, astronomi gibi ilmin bütün dallarında büyük bir müktesebat oluşturmuşlar, binlerce eser telif etmişler ve tarihe yön veren buluşlar gerçekleştirmişlerdir. Yine aynı bakışın tabiî sonucu olarak Müslümanlar, ilmi; hayatın içinde ve sosyal gerçekliklerden koparmadan, çağının meselelerini dikkate alan bir yaklaşımla ele almışlar, bilgiyi güç devşirmek için değil, insanlığın huzuru için kullanmışlardır.

Kur’an-ı Hâkim’in, akletme, tefekkür, tedebbür ve tezekkürü vurgulayan ayetleri; ilim, ibadet ve güzel ahlak bütünlüğü ile sağlam bir inanç, şuur ve kişilik oluşturmaya yöneliktir.  Diğer yandan Müslümanlar, ilmi; hiçbir dönemde bugünkü manada İslami olan/olmayan şeklinde tasnif etmemişler, tüm ilim dallarını aynı gaye içerisinde yorumlayarak varoluşun hakikat ve hikmetini anlama ve insanlığa faydalı olma yaklaşımıyla ele almışlardır.

19. yüzyıldan itibaren İslam dünyasındaki coğrafi değişiklikler, yaşanan siyasi, sosyal, kültürel travmalar, bütün alanları etkilemekle beraber, en fazla eğitim ve özelde de din eğitimi alanını etkilemiştir. Camiler ve müştemilatları yaygın eğitim ile sosyal- kültürel faaliyet alanları olarak kabul edilmiş örgün eğitim ise her kademedeki okullarda verilir hale gelmiştir. Bu uygulamanın en önemli tezahürü okullarla camilerin arsının açılmış olmasıdır.

Bu yılki Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle ifade etmek isterim ki, bugün ülkemizdeki seksen bini aşkın camimizin her biri aynı zamanda bir ilim ve eğitim müessesesi, irşat ve irfan merkezi olarak görülmelidir. Başta hutbelerimiz olmak üzere vaazlar, cami dersleri, akaid, fıkıh, tefsir, hadis sohbetleri, camilerde Kur’an öğretimi ve benzeri çalışmalar, tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de camilerimizin asli fonksiyonlarından birisi olarak kabul edilmelidir. Peygamber efendimiz zamanında olduğu gibi kadınlar, gençler, çocuklar ve toplumun tüm katmanları ve bireyleri aynı imkân ve rahatlıkla camilerimizdeki vaaz, sohbet ve cami derslerine katılmalıdır. Din görevlisi hocalarımız ile İlahiyat/İslami İlimler Fakültelerimizin öğretim üyeleri ve görevlileri bu idrakle camilerimizi sahih dinî bilginin öğrenileceği ilim merkezleri, üstün insanlık nizamının öğretildiği ahlak mektepleri olarak görmeli ve iyi değerlendirmelidir.

Günümüzde İlahiyat/İslami İlimler Fakültelerimizin öğretim üyeleri ve görevlilerinin büyük çoğunluğu ( istisnalar elbette var ) camilerde vaaz ve irşat hizmetinden uzak duruyorlar. Bu arkadaşlarımız çok iyi biliyorlar ki, medeniyetimiz cami merkezli bir medeniyettir. Öyle ise bu uzak duruş niye? Akademik başarılarına halel geleceğini mi düşünüyorlar? Yoksa cami kürsüleri ile minberlerinin kendilerini akademik dilden uzaklaştıracağını mı düşünüyorlar? İlmi sadece kariyer için değil, biraz da halk için elde edip onunla halkımızın dertlerine derman olmak gerekmez mi? Bunun için en uygun yer camilerimizdir. Bu yılki Camiler ve Din Görevlileri Haftasının teması “Cami ve İlim” olarak belirlendi. İlim erbabını camilerimizi ihmal etmemeye davet ediyorum.

Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın ilimize, ülkemize ve âlem-i İslam’a hayırlar getirmesini temenni ediyor; değerli meslektaşlarımı üstün hizmetlerinden dolayı tebrik ediyor, din görevlilerimiz ile camilerimiz ve Kur’an Kurslarımızın yapım ve yaşatılmasında emeği geçen hayırseverlerden ahirete intikal edenlere Cenâb-ı Hak’tan rahmet, hayatta olanlara da sağlık ve afiyetler diliyorum.

Fahri SAĞLIK

Karesi Müftüsü