İbni Ömer ve Hz. Aişe ‘den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Cebrail bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım."

Alemlere rahmet diye gönderilen Peygamberimizin hayatımıza ışık tutan altın değerindeki hadisi şerifinde komşu hakkının ne denli önemli olduğuna vurgu yapmıştır. Bir başka hadisinde “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diye komşuyu gözetmenin bir insanlık vazifesi hatta bir dini vecibe sayıldığını öğütlemiştir.

Ancak klavuzumuzu yanlış seçtiğimizden mütevellit, açlıktan ölen veyahut hayatına son veren bir kişi duyduğumuzda ilk yaptığımız her  zamanki gibi devleti suçlamak olur.

Oysa ki; komşumuzun her derdinde bizim bir çaremiz olmalıydı. Allah kimi kime komşu eylediyse onun doğumunda, ölümünde, hastalığında, yokluk anında katkı sahibi yapacak kadar imkanı da verir.

Oysa ki; bizler nerede mazlum varsa yardımına koşmuş kadim bir medeniyetin neslindeniz. Komşumuz Suriye’den savaştan kaçanlara biz kucak açtık. Ekmeğimizi, evlerimizi, eşyalarımızı bizler paylaştık.

Son zamanlar da hızla artan insani yardım dernekleri ile her gün ülkemizde bizlerce düşküne yardım eli uzanıyor. Eğer günümüzde yardım dernekleri bu denli çoğaldıysa bu insanımızın yüce gönüllüğündendir.

Ebeveynler olarak evlatlarımıza bırakacağımız en değerli miras paylaşmayı öğretmektir. “Aman yavrum hakkını kimseye yedirme”, “Sen her şeyin en iyisine layıksın” gibi toplumda ayrıştırma yaratacak ve paylaşmayı yok edecek öğütler bencil toplum yetiştirmenin dinamitidir. Bir toplumda ne kadar çok yardımlaşma ve dayanışma varsa o kadar çok huzur, barış ve kardeşlik hakim olur. Daha güçlü, kalkınmış bir toplum için  anne babalara çocuklarına verebilecekleri en güzel bir öğüt “Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz .“