Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de,“ … Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim…” ( Maide, 5/3 ), ve “ Her kim İslâm’dan başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecektir. Ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”(Âl-iİmran,3/85)  buyuruyor. İslam’la müşerref olan herkesin bu yüce dini canından aziz bilip onu kesinlikle istismar etmemesi gerekir.
Din istismarı, din sömürüsü yapmak, dine dair kavramlar ve değerler yoluyla insanları aldatarak maddi veya manevi çıkar elde etmek, yani kendi menfaatleri için dini kullanmak demektir. Din istismarı maalesef tarihin çok eski dönemlerinden beri var olan bir olgudur. İslam tarihinde dini istismar edenlerin ilk örnekleri Abdullah bin Sebe önderliğindeki münafıklardır. Hariciler, Hasan Sabbah ve fedaileri önde gelen din istismarcısı gruplar olarak bilinir.
Günümüzde EL-KAİDE, IŞİD, HİZBULLAH, DEAŞ, DAEŞ, DAİŞ, BOKO HARAM, EŞ-ŞEBAB, EL NUSRA CEPHESİ. TEVHİD SELAM,  HTŞ ve FETÖ/PDY dini istismar eden en meşhur gruplar olarak bilinmektedir. Bunların hepsi aslında Din referanslı birer terör örgütüdür. Birde sınırlarımız etrafında kümelenen PKK ( PYD/YPG ) gibi bölücü terör örgütleri vardır. Bu terör örgütlerinin çoğunun kendi içerisinde dalları, budakları da bulunmaktadır.
Özellikle “kısas’, ‘cihat’ ve ‘tekfir” kavramlarını çarpıtarak menfur emellerine göre yorumlayan terör örgütlerinin söylem ve uygulamalarının İslâm dininin gerçek mahiyeti ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı açıktır. Bu örgütlerin eylemlerinden en büyük zararı doğrudan veya dolaylı şekilde dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar görmektedir. 
Bu yazımda özellikle Din referanslı terör örgütlerinin karakteristik temel özelliklerini özetlemeye çalışacağım. Bu örgütler; Dini metinleri anlama ve yorumlamada kendi aklından başka kaynak kabul etmezler. Kendi yanlış tasavvurlarına uygun düşmeyen nassları ( ayet ve hadisler ) ya reddeder ya da kendilerine göre te’vil ederler. (yorumlarlar) Bilginin kaynaklarını, metotlarını tamamen göz ardı ederek hiçbir usul, kaynak, akıl ve bilimsellik tanımadan kişi merkezli sübjektif görüşlerini müntesiplerine hakikat diye empoze ederler. Gençlerin ailesine, vatanına, milletine, nihayet İslâm ümmetine aidiyet şuurlarını köreltirler. Bağlı olduğu grubu dokunulmaz kabul ederek, onun dışındaki bütün Müslümanları dışlar, ötekileştirir hatta küfürle itham ederler. Elde ettikleri her türlü güç ve imkânları toplumun iyiliği için değil, sadece kendi yapılarının çıkarları için kullanırlar. İslâm’ı bir bütün olarak değil, parçacı bir bakışla yorumlarlar. Mezhebi farklılıkları tefrikaya dönüştürmek ve kendi anlayışlarını dikte etmek için çalışırlar. Sadece kendilerinin hak yol üzere olduklarını iddia ederler. Liderlerini Mehdi ve Mesih gibi sıfatlarla donatıp kurtarıcılık iddiasında bulunurlar. Liderlerinin peygamberler, melekler, cinler veya lâhûtî güçlerle görüştüğünü söyleyerek muhataplarında korku ve saygı oluşturmaya, gaipten bilgiler verme iddiasıyla insanları kontrol etme ve iradelerini teslim alma gayreti içerisine girerler. Ve tabii ki taşeronluklarını üstlendikleri efendilerinin müstevli emellerini gerçekleştirmek için gözlerini kırpmadan Müslümanların canlarına kıyar, kanlarını akıtırlar.
Din istismarı, bugün genel olarak İslâm ümmetinin özelde ülkemizin istiklal ve istikbalini tehdit eden ciddi bir güvenlik meselesi haline gelmiştir. İslam adına kurulmuş olduğu iddia edilmesine rağmen, neredeyse bütün tahribatını İslam’a ve İslam toplumlarına yapan bu kanlı terör örgütleri Suriye ve Irak topraklarının ülkemiz sınırlarına yakın bölgelerde kümelenip oraları mesken edinmişlerdir. Nihai hedeflerinin istiklal ve istikbalimize kastetmek olduğu açıktır. Ülke ve millet olarak bu durumu müsamaha ile karşılamamız basiretsizlik, hatta ihanet olur. Yılanın başını küçükken ezmek gerekir. Aksi halde başkaldırıp bizi zehirlemesi mümkündür. İşte bunun için 1995 yılında Çelik Harekâtı, 1997’de Çekiç Harekâtı ve Şafak Harekâtı, 2008’de Güneş Harekâtı, 2015’te Şah Fırat Harekâtı, 2017’de Fırat Kalkanı Harekâtı, 2018’de Zeytin Dalı Harekâtı ve 2019 yılında da Barış Pınarı Harekâtlarını gerçekleştirdik. Şimdi de Bahar Kalkanı Harekâtı başarıyla sürdürülmektedir. Bizim oralarda ne işimiz var diyenler akıllarını başlarına alıp tekrar düşünmeleri gerekir. Eğer akıllarını kiraya vermemişlerse elbette doğruyu bulacak, oralarda çok işimiz varmış diyeceklerdir.
Fahri SAĞLIK
Karesi Müftüsü