.Cumhuriyet yeni kurulmuş. İmparatorluk bakiyesi olarak, elde kalan son toprak parçasında kurulan devlet hayatta kalmaya çabalıyor. Bir taraftan da savaşla geçen uzun yılların yorgunluğundaki halk toparlanmaya çalışıyor.

Cumhuriyet yeni kurulmuş. İmparatorluk bakiyesi olarak, elde kalan son toprak parçasında kurulan devlet hayatta kalmaya çabalıyor. Bir taraftan da savaşla geçen uzun yılların yorgunluğundaki halk toparlanmaya çalışıyor. Elde avuçta yok. İnsanlar, gayet ilkel şartlarda tarım ve hayvancılık yaparak, sadece karınlarını doyurma derdindeler. Öyle ki; birçoğunun ayakkabısı bile yok. Karda, kışta yalın ayak dolaşıyor. Çaresizlikten, yokluktan meşe palamudunu, mısır sümeğini öğütüp ekmek yapanlar var.

İşte böylesi zor günlerde, Sındırgı’nın Düvertepe Nahiyesi’ne bir okul yaptırılması kararı alınıyor. 1925 yılında temeli atılan bu okul için Düvertepe ve çevre köylerde büyük bir seferberlik başlatılıyor. O tarihlerde çevredeki en büyük yapı olan okulun  temellerini doldurmak ve duvarlarını örmek için her haneden 56 öküz arabası taş taşıması isteniyor. Mimar Kemalettin’in çizdiği tip projeye göre inşa edilen yapı, Osmanlı dönemi son taş işçiliğinin çevremizdeki en güzel örneklerinden biridir.

Marmaralı dört ustaya 2160 liraya anahtar teslim ihale edilen okulun inşaatı 7 yıl sürüyor ve işçilik için ödenen bu paradan başka destek gelmiyor. İnşaat için gerekli kum Simav Çayı’ndan at, eşek, öküz arabası ile hatta kadıların omuzunda heybelerle taşınıyor. Düvertepe ve çevre köylerde seferberlik şeklinde büyük bir dayanışma sergileniyor. Öyle ki; harman zamanı olmasına rağmen köylüler, iki gün kendi işlerinde bir gün okulda çalışıyorlar.

7 yıl süren bu zahmetli mücadele sonunda, 1932 yılında dualarla okul eğitim öğretime başlıyor. Bölge okulu olarak planlanan Düvertepe İlkokulu; hem Düvertepe’de hem de çevre köylerde eğitim adına seferberlik başlatıyor ve adeta bir güneş gibi doğarak cahilliğin karanlıklarını dağıtmaya başlıyor. Yıllar geçtikçe buradan yayılan ışık okuyan ve meslek sahibi olan binlerce gençle bütün bir yurda dağılıyor.

Bugün babası, annesi veya kendisi bu okulda eğitime başlayan binlerce vatan evladı, yurdumuzun her yerinde içinden çıktığı bu millete hizmet etmiş ya da etmektedir. Ben de bu okulda iki yıl okuma şansına sahip olduğum diğer hemşehrilerim gibi bununla gurur duyuyorum.

Ne üzücüdür ki; büyük fedakarlıklarla yapılan okulumuz bu gün yıkılmaya yüz tutmuş adeta harabe haline gelmiştir. Çatısı çökmüş ancak taş duvarları adeta her türlü ilgisizliğe isyan edercesine dimdik direnmeye devam etmektedir. Böylesi bir yapının yok olup gitmesine gönlümüz elvermemektedir. Milletimizin eğitim davasında önemli bir yeri olduğuna inandığım okulumuzun yeniden eski günlerine dönmesi en büyük arzumuzdur.

Konu ile ilgili çalışma yapabilecek valimiz, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımızı harekete geçmeye ve bu irfan yuvasını kurtarmaya davet ediyorum. Geçmişi buraya bağlı insanlarımızı, bakanlık çalışanlarını da içine alan bir çalışma başlatılarak, ilk yapımında olduğu gibi, imece usulü bu binayı kurtarabiliriz. Burayı bir eğitim müzesi veya öğrenci ve öğretmenlerin zaman zaman kalarak çevre gezileri yapabilecekleri eğitim alabilecekleri bir kurum haline getirebiliriz. Bu konuda eğitimci tarafı her zaman öne çıkan Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız Yücel Yılmaz Bey’in yapabilecekleri vardır diye düşünüyorum. Yapılacak her türlü çalışmaya şahsım ve bütün köylülerimin destek vereceğini belirtmek istiyorum.

Böylesi tarihi özellikleri olan bir yapının kaybolup gitmesine seyirci kalmanın hepimizin vicdanını yaralayacağı aşikardır. Gelin atalarımızın bin bir emekle oluşturdukları okulumuzun kurtuluş sevincini hep beraber yaşayalım.

Sağlıcakla…

Kaynakça: KAHRAMAN Hurşit, DÜVERTEPE, 2011