1986 yılında Fleur Cowles’in tarafından yazılan “If I were an animal” (Eğer hayvan olsaydım) isimli kitabın önsözünde Kraliçe Elizabeth’in kocası İngiltere Prensi Philip’in  şu sözü yer alır.    “Eğer dünyaya yeniden gelseydim, insan nüfusunu azaltacak öldürücü bir virüs olmayı isterdim.”

            Hayatımıza hızlı bir şekilde giren COVİD 19’un laboratuvar üretimi mi yoksa evrim yoluyla mı gerçekleştiğini biz tartışa dururken Amerika’lı, İskoçya’lı ve Avusturalya’lı bir takım bilim adamları nüfusu hızla azaltılmak istenen zavallı halklar beyinlerini boşa yormasınlar nasıl olsa filmin sonunda bizim tezimiz genel geçer kabul edilecek anlayışı ile COVİD 19’un asla bir laboratuar ürünü olamayacağını yarasa gibi insan dışı bir varlıktan doğal seçilim yoluyla evrimleşip insanlara geçmiş olabileceğini ifade ediyorlar.

 

Sağolsunlar. Yıllardır eksikliklerini hiç görmedik. Bilinç altlarımızı idealleri doğrultusunda şeytani tuzaklarının bir parçası olarak masumane gözüken fikirleri ile hep doldurdukları için minnettarız.

Yalnız oyun bu kadar büyük sahnelenirken sorular tükenmiyor tabi.

Covid 19 neden WUHAN’da ortaya çıktı?

          Yıllardır aynı hayvanlarla beslenen Çin’liler nasıl oldu da bu öldürücü virüsü dünyaya yaydılar?

Yıllardır artan nüfusu durdurmanın yolunda giden yeni dünya düzeni kurmak isteyen Milyarderler Kulübü neden hızla nüfusu dizginlemenin peşinde bir araya gelip toplantılar yapıyorlar? 1500’ü geçik CEO neden görevlerinden istifa edip yeni bir oluşuma dahil edildiler? Bu oluşumun bir araya gelme nedeni ne?

Dünya Sağlık Örgütü teşkilat yapısının tüzüğüne göre; dünya çapında salgın ve hastalıkları ortadan kaldırmak, salgınlarla mücadele konusunda hükümetler arasında koordinasyon kurmak gibi görevleri varken neden Yeni Koronovirüs Covid 19 ile ilgili dişe dokunur bir çaba sarfetmiyor.

DSÖ milyarderler kulübü gibi odaklar tarafından kullanılıyor mu, yoksa bu denli dünyayı etkisi altına alan bir pandemi ile başa çıkamıyor mu bilmiyoruz. Ama DSÖ’ye en çok bağışı yapan ülkelere hatta sadece en çok bağışı yapan ülke olarak Amerika’yı göz önünde bulundurmak yeterli.

Türkiye’nin vatandaşına bedava dağıttığı maske, Amerika’da millî güvenlik meselesi hâline gelmiş durumda.

“Bizim maskelere ihtiyacımız var. Diğer insanların maskeleri ele geçirmelerini istemiyoruz. İşte bu yüzden Savunma Üretim Kanunu’nu yürürlüğe sokuyoruz. Siz buna misilleme diyebilirsiniz, evet bu bir misilleme. Eğer insanlarımız için gerekli olanı birileri bize vermezse gerçekten çok sert bir tavır takınacağız.”  Bu sözler ABD Başkanı Donald Trump’a ait. Ülkeler maske başta olmak üzere dezenfektan ve koruyucu kıyafetlerin temini noktasında büyük sıkıntılar çekiyor. Nasıl çekmesin ki; ABD fakir ülke mi’ Hayır! Demek ki DSÖ’ne bir çırpıda diğer ülkelere fark atarcasına 400 bin dolar bağışta bulunurken bez parçasından oluşan bir maskeye ihtiyaç duyacağını hesaba katmamış demek ki.

Tabi durum bu kadar masumane yorumlanamaz. Şuan sergilenen bütün tutumlar sarfedilen bütün cümleleri özetleyen bakla ağızlardan çıktı.

“YENİ DÜNYA DÜZENİ”

Neden dillendiriliyor bu kadar? Pandemi olduktan sonra her ülke kendini toparlamaya çalışacak ittifak yapmak isteyen yapacak ama önce herkes önce kendi paçasını kurtaracak neden diyemiyoruz. Çünkü bal gibi de hepimiz biliyoruz oyunun büyük olduğunu. İngiltere’nin eski Başbakanı Gordon Brown diyor ki, “Ulus devletleri virüs salgınına karşı mücadele edemiyor, küresel hükümet kurulsun!”

 

Herkesi evine kapatarak, sadece virüse veya hayatta kalmaya kilitleyip planlarını yürürlüğe koyanlar var.

Hani Fethullah Gülen çetesinin bir şarkısı vardı “Yeni Bir Dünya Kuruluyorlardı”. Sadece bu şarkıda geçen mesajlara bakarak ve Fethullah Gülen’in İslam düşmanlarıyla Neoconlarla, Müslümanları katleden terörist İsrail’le her daim hemhal olarak nasıl hizmet hareketi yürüttüğünü, bu hareketin 15 Temmuz gibi tarihimize geçen ihanet girişimini de göz önünde bulundurursak kurmak istedikleri düzenin hep kanlı ve can alıcı yollardan geçtiğini unutmayalım.

 

Sergilenen oyun bu denli büyük olsa da dünya devletlerinin pandemi ile olan savaşında galip gelecek ülke Türkiye olacak. Sağlık Bakanlığı nezdinde verilen mücadele, sağlık çalışanlarının fedakar çalışmaları, Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla pandemiden dolayı yaşanan geçim sıkıntısına can suyu niteliğinde yapılan sosyal yardımlar, bu süreçte evlerde salgın hastalıktan korunmak için gerçekleştirilemeyen birçok faaliyetin gerek Milli Eğitim Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı gibi birçok bakanlık nezdinde telafi edilmesi, bizleri pandemiden sonraki hayata hazırlayan girişimlerin bizim ruhumuz duymadan gerçekleştiriliyor olması bu savaştan en az hasarla çıkmamız için. Ancak milletçe bizlerde görüşümüz ne olursa olsun böyle zamanlarda birlik içinde olmamız gerektiğini bir an unuttuğumuzda geçtiğimiz Cuma akşamı yaşananların başladığımız noktaya bizi geri getireceğini, verilen onca çabanın çöpe gideceğini aklımızdan çıkarmayalım. Hafta sonu havaların ısınmasıyla Covid 19’un yayılımının artmaması için alınan önlemle 2 günlük sokağa çıkma yasağı uygulanması ilan edilmesinin ardından marketlerde görülen izdiham panik yaratmış ve bu duruma tabiri cazise bir günah keçisi olarak İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu seçilmişti. Ne yazık ki suçlamada bulunanlar sadece muhalifler ve bir kesim vatandaş değil, yıllarca omuz omuza yürüdüğü dava arkadaşları da bu durumdan Sayın Soylu’yu sorumlu tutmuştu. Soylu da devlet adamlığının gereği olarak Cuma akşamı yaşanan  görüntülerin müsebbibi olmayı kabul etmiş ve istifa etmişti. Ancak hem vatandaşlar hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan Sayın Soylu’yu cehalete kurban etmedi.

Bilmeyenler için duyurmuş olalım bu hafta sonu yine sokağa çıkma yasağı var. Kolalarınızı, luppolarınızı şimdiden izdiham yaratmadan alın. Bu sefer de aynı cehalet sergilenirse bu hafta sonu ki sokağa çıkma yasağını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istifasını istersiniz. Bunun da sonuçları büyük olur benden söylemesi…